Hukuki ilişkilerin temel harcı olan sözleşmeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) "irade özerkliği" ilkesi çerçevesinde birer hak mühendisliği olarak ele alır, müvekkillerimizin hak kaybına uğramamasını hedefleriz.
Cezai şart, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmediğinde zararın ispatına gerek kalmadan talep edilebilen bir güvencedir (TBK m. 179 vd.). Miktarın fahiş olması halinde hâkim TBK m. 182 uyarınca indirim yapabilir; tacirler arası sözleşmelerde bu indirim yetkisi sınırlıdır. Bu nedenle cezai şartın oranı ve tetikleyen ihlaller baştan dikkatle tasarlanmalıdır.
Mücbir sebep maddesi, tarafların kontrolü dışındaki, öngörülemeyen ve kaçınılamayan olayları (doğal afet, savaş, salgın, idari yasaklama gibi) ve bunların sonuçlarını kapsamalıdır. Maddede olayın bildirim süresi, ifa süresinin uzaması, askıya alma ve belirli bir süre sonunda fesih hakkı açıkça düzenlenmelidir; aksi halde TBK m. 136 ifa imkânsızlığı hükümleri uygulanır ve sonuç taraflar için öngörülemez olur.
Kural olarak sözleşmeler tarafları bağlar; tek taraflı dönme ancak kanundan veya sözleşmeden doğan bir hakka dayanıyorsa mümkündür. Temerrüt halinde TBK m. 125, ayıplı ifa ve belirli sözleşme tiplerine özgü dönme/fesih hükümleri bu imkânı sağlar. Haksız fesih, karşı tarafın olumlu zararını talep etmesine yol açabileceği için dayanağın önceden belirlenmesi önemlidir.
Bu iki madde, uyuşmazlık çıktığında davanın nerede ve hangi kurallara göre görüleceğini belirlediği için sonucu doğrudan etkiler. Yabancılık unsuru taşıyan sözleşmelerde 5718 sayılı MÖHUK uyarınca taraflar uygulanacak hukuku seçebilir; tahkim tercih edilecekse tahkim şartının kurum, yer, dil ve hakem sayısını açıkça içermesi gerekir. Eksik veya çelişkili düzenleme, esasa girilmeden yıllar süren yetki tartışmalarına yol açabilir.
Somut olayınıza ilişkin değerlendirme için danışma formu üzerinden bize ulaşabilirsiniz.
DANIŞMA TALEBİ